Kategori arşivi: Psikoloji

Akıl Sağlığı Güçlü İnsanların Kaçındığı 13 Şey

 

Amy Morin’in bu maddeleri o kadar hoşuma gitti ki, herkesin bunlardan faydalanmasını istedim. Bu maddelerin yazarı Amy Morin lisanslı bir klinik sosyal hizmet uzmanı (biz de pek de tanınmamış bir alan, ama yabancı ülkelerde, psikiyatr ve psikologlar kadar aktif çalışma alanları ve uzmanlığa sahipler).

1. Kendileri için üzülmek için zaman ziyan etmek

Akıl sağlığı güçlü insanlar ortaya çıkan sonuçlardan ve yanlış değerlendirildikleri için kendilerine üzülmezler. Yaptıkları davranışların sonuçları için sorumluluk almayı öğrenmişlerdir. Hayatın esasında adil olmadığı ile ilgili geniş perspektifli bir anlayış geliştirmişlerdir. Öğrendikleri deneyimlerden bir kendi-farkındalık sistemi kurmuşlardır, bir durum kötü gittiğinde “Evet, neyse…” yada “Sıradaki…” demeyi bilirler.

2. Güçlerini kötüye kullanmak

Akıl sağlığı güçlü insanlar, diğerlerinin kendilerini kötü hissetmeleri için var olan güçlerini kullanmazlar. Kendi duygu ve aksiyonlarını kullanmak için gerekli kontrole sahip olduklarını bilirler.

3. Değişimden utanmak

Akıl sağlığı güçlü insanlar değişimi kucaklarlar ve rekabete hoş geldin derler. Korktukları bir şey varsa o da bilinmeyen değil, kayıtsız ve durgun kalmaktır. Belirsizlik ortamları bu tür insanları besler ve en iyiyi yapmaya doğru odaklar.

4. Kontrol edemedikleri şeyler üzerine enerji tüketmek

Akıl sağlığı güçlü insanlar, sıkışık trafik, kayıp bir bagaj vb. özellikle diğer insanlarla ilgili durumlara aldırış etmezler ve bu gibi durumların kendi ellerinde olmadığını algılarlar. Kötü bir durumda her zaman kontrol edebildikleri şeyin o duruma karşı kendi yaklaşımları olduğunun bilincindedirler. Ellerindeki seçenekleri iyi değerlendirirler.

5. Diğerlerini memnun etmeyi önemsememek

İnsanları memnun eden birilerini tanıyor musunuz? Yada güçlerini ve imajlarını vurgulamak için insanları hoşnutsuz kılanları mı tanıyorsunuz? İki pozisyon da esasen iyi değildir. Akıl sağlığı güçlü insan hak ettiği durumlarda insanları memnun eder ve konuşmaktan çekinmez. Morali bozuk olan insanları o pozisyondan çıkararak durumu kontrol altına alabilirler.

6. Hesaplanmış riskler

Akıl sağlığı güçlü bir insan hesaplanabilir riskleri üstlenmeye isteklidir. Bu aptalca riskleri almaktan çok farklı bir durumdur. Ancak akıl sağlığı güçlü biri tamamen bir riskin getireceği fırsatlar ve olası kayıpları hesaplayacak yeteneğe sahiptir. Ve riski almadan bütün olası durumları değerlendirerek bir karara varırlar.

7. Geçmişte yaşamak

Akıl sağlığı güçlü bir insan geçmişte yaşadıklarından ders alır, fakat asla ne geçmişte yaşadığı olumsuzluklara hayıflanarak vakit geçirir, yada fazla parlamış anılarını anımsayarak gününü geçirir. Onlar enerjilerinin büyük bir kısmını bugün ve geleceğe yatırırlar.

8. Aynı hataları, tekrar, tekrar ve tekrar yapmak

Deliliğin tanımını hepimiz biliyoruz değil mi? Aynı şeyleri yaparak yaparak ve yaparak tekrar başka bir sonuç ummak. Akıl sağlığı güçlü biri geçmişteki aksiyonlarının tamamı için sorumluluk alır ve bunlardan ders çıkarmak için de isteklidir. Kendi kendine kişisel bir denetleme sistemi kuranların en güçlü yönetici ve girişimciler oldukları üzerine bir çok araştırma bulgusu vardır.

9. Diğer insanların başarılarına içerlemek

Diğer insanların başarılarına sevinebilmek çok güçlü bir karakter yapısı gerektirir. Akıl sağlığı güçlü insanlar bu yeteneğe sahiptirler. Diğer insanlar bir şeyleri başardıklarında kıskançlık ve içerleme gibi bir hissiyat içine girmezler. Kendi başarıları için çok çalışmayı ve kısa yoldan bir kazanca güvenmemeye meğillidirler.

10. Başarısızlık ardından vazgeçme

Her başarısızlık gelişme için bir şanstır. En büyük girişimciler bile ilk baştaki çabalarının birçok hata içerdiğini kabul etmişlerdir. Akıl sağlığı güçlü olan insanlar tekrar tekrar başarısız olmaya adeta can atarlar, ta ki bu başarısızlık onları çok büyük bir başarıya taşıyana dek.

11. Yalnız zaman geçirmekten korkmak

Akıl sağlığı güçlü insanlar kendi başlarına geçirdikleri zamandan hoşlanırlar hatta bunu bir “hazine” olarak dahi görürler. Bu zamanı üretken olmak, plan yapmak ve yansıtmak için kullanırlar. En önemlisi mutlu olmak ve modlarını değiştirmek için diğerlerine ihtiyaç duymazlar. Diğerleri ile birlikte olmaktan zevk duydukları kadar, yalnız olmaktan da zevk duyarlar.

12. Dünyanın onlara bir borcu olduğuna inanmak

Özellikle günümüz dünyası ekonomisinde, yöneticiler ve çalışanlar dünyanın kendilerine ne kadar okul bitirir yada deneyimli olurlarsa olsunlar, bir “maaş” paketi borçlu olmadığının daha çok bilincine varıyorlar.  Akıl sağlığı güçlü insanlar bu oyunun bir parçası olduğunun bilincindedir ve buna hazırlıklıdır.

13. Hemen sonuç beklemek

Uğraştıkları şey her ne ise, bir diyet planı, bir vücut geliştirme programı yada yeni bir iş kurmak; akıl sağlığı güçlü insanlar, o işte “uzun süreli” olmak için varlardır. Muhteşem sonuçlara hemen varmayı istemek yerine, kendilerine makul kilometre taşları belirleyerek bunlara göre enerjilerini makul şekilde harcayarak yollarına devam ederler. Büyük değişikliklerin uzun süreli olacağını bilirler.

 

Dunbar Sayısı

Teknolojinin hızla arttığı bunun sonucu olarak da ‘erişimimizin’ hızla arttığı bir dünyada yaşıyoruz. Şimdiki gençlere ‘cep telefonu’ olmadığı zamanları anlattığım zaman gülmekten kendilerini alamıyorlar. Şöyle bir dünya düşünemiyorlar: Ev telefonundan arkadaş aranır, klasik buluşma noktası olarak ‘Kadıköy Boğa’ belirlenir. ‘Şimdi çıkıyorum’ denmesinin üzerine trafik ve bilumum diğer değişkenler kafada bir hesaplanmasının ardından bir saat kestirilerek ona göre toplu taşımaya binilir. Buluşma noktasına gelindikten sonra ise etrafa bakıp, beklenen şahıs gözle aranır/taranır. Orada olmadığının anlaşılması üzerine beklenir, beklenir… Yarım saati geçtiğinde ise bir telefon kulübesi bulunarak beklenen şahsın ev telefonu aranır, çıkan anne ise…”yavrum XXX çıktı çoktan…” dinletisinden sonra tekrar bekleme noktasına gelinir. İşte bu diyaloğu şuan 30’lu yaşlarında olanlar yaşamışlardır.

İletişim sosyal medyanın hayatımıza girmesi ile değişik bir boyuta taşındı. Bu ilkokul arkadaşım, aaa liseden Ahmet, komşu Ayşe teyzenin oğlu Hasan’ı da ekledim derken listeler kabardı, en az tanıdığı olan birinin bir şekil bir yerden bağlantısı olup da eklediği yüzlerce ‘arkadaşı’ oldu. Peki acaba hiç merak ettiniz mi, bu arkadaşlardan kaçı gerçekten arkadaş?

İnsan ne kadar teknoloji ile iç içe olsa da, iletişim kanalları da teknoloji ile giderek daha geniş çaplara evrilsede, evrilmeyen bir şey var: ‘insanın kendisi’. Yaradılıştan beri insan aynı insan, duygular aynı, fizyoloji aynı. İşte bu gerçekten yola çıkan İngiliz antropolog ‘Robin Dunbar’ 1992’de bir teori geliştiriyor. Teoriyi test etmek için ise maymunların kendi aralarındaki ‘sosyal’ ilişkileri uzun süreler boyunca inceliyor. Dunbar insan neokorteksinin de ancak ‘belirli’ sayıda insan ile ‘anlamlı’ ilişkiler geliştirebileceğini buluyor. Bu sayının ise az gelişmiş bölgelerde de metropolitanlarda da ‘150’ kişi olduğu ortaya çıkıyor.

Sosyal medyanın gelişmesi ile birlikte bu araştırma sosyal medya araçlarına da uygulanıyor. Goncalves, Perra ve Vespignani ise Dunbar Sayısı üzerine 2011′de yayımladıkları Twitter’ı baz alarak yaptıkları araştırmada, dört sene boyunca insanların Twitter etkileşimleri üzerinde çalışıyorlar. Sonuç ise yine çarpıcı oluyor: 100.000 takipçisi olan da 1.000.000 takipçisi olan da, yalnızca ‘150’ kişi ile anlamlı etkileşim içinde olduğu tespit ediliyor.

İnsanlık köklerine inmeye çalışanlar, klasikleri okuyup özümseyenler günümüzün ‘davalarının’ geçmişten beri hiç ‘değişmeden’ sadece ufak ayrıntılarda farklılıklarla geldiğini gözlemleme şansını yakalamış olmalılar. Bir kabilede yaşayan insan da, metropolde yaşayan insan da aynı ‘fizyolojik’ özelliklere sahip, bunu yadsıyamayız.  ‘Elimizde kalan ne?’ diye soracak olursak, enformasyon patlamasında ‘değerli’ bilgi kaygısı yanıtını verebiliriz. Bilgi belki çok ama bunlar arasında ‘anlamlı’ bilgi damıtılması gereken bir cevher. Bu cevhere de ancak, çok okuyan ama sorgulayan ‘zeki’ kişiler sahip olabilir.

İşte bu noktada sorgulanması gereken, ‘arkadaş’ ne derece arkadaş ya da değil? Pazarlamadaki ‘Key Account Management’ kavramını arkadaşlarımıza da uygulamanın vakti gelmiştir. Yüzlerce kişi arasından sizin için ‘değerli’ olanları unutmamak önemli, on tane on kuruş da bir lira eder, iki tane elli kuruş da…

Maslow’un Son Anları

Maslow’un hiyerarşi üçgenini bilmeyen insan nadirdir, fakat son anında Maslow’un kendi geliştirdiği üçgen hakkındaki sözünü çoğunuzun bilmediğine eminim. Maslow hiyerarşisindeki son kademe olan “kendini gerçekleştirme” kısmını ölmeden çok kısa süre önce keşke en başa koysaydım, diye hayıflandığı biliniyor.

Son yirmi senedir hızla gelişen teknoloji ve azalan cihaz fiyatları ve buna paralel azalan internet servis ücreti masrafları hepimize kendimizi sanal da olsa gerçekleştirme fırsatı sundu. Bundan belki çok değil 15-20 sene öncesinde olsak, şu anda bu satırları okuma olasılığınız belki de yoktu. Yayım yapma hakkı elit ve nadir bulunan bir kesimin elinde bir güç imgesi olarak bulunmakta idi. Şimdi ise aşağı yukarı biraz mürekkep yutmuş herkes internette fikirlerini, düşüncelerini ve eğilimlerini rahatlıkla paylaşabiliyor ve kendine benzer başka insanlar bularak bir nebze olsun planetteki yalnızlığını giderebiliyor.

Bu kendini ortaya koyma ve gerçekleştirme isteği aslında insanlığın ilk zamanlarından beri, hava su, yiyecek ihtiyacı kadar önemli bir ihtiyaç. Atalarımızın yaşadıkları mağara duvarları da maslow’un yanılgısını ortaya koyuyor. Belki de duvara resimler çizen atalarımız pek çok ihtiyaçlarından önce kendilerini ifade etmeye öncelik veriyorlardı.

Bu son derece insansal kendini ifade etme ihtiyacımız da bütün bildiğimiz kavramların tekrar sorgulanmasına sebep oldu. Yapılan araştırmalara göre tüm dünyadaki herhangi bir kişiye tam 6 kademe kontak sayesinde bire – bir arkadaş listenizde ulaşmanız mümkün.  Zaten artık her türlü firmaya ve ünlüye sosyal medya sayesinde ulaşmak mümkün. Gücün içerik sağlayıcıların değil de kitlelere geçmiş olması, başta liderlik olmak üzere, tüm işletme kavramları, hatta devlet kademesinde bile bir sürü değişikliğe sebep oldu. Açık Liderlik kitabının yazarı Charlene Li, kapalı olmanın böyle bir ortamda sadece size zarar vereceğini, kontrollü bir açıklığın ise her ne yaparsanız yapın işinize katkıda bulunacağını vurguluyor.

Gücün kitlelerin elinde olduğunu kabul edip, bu kitleye kulak kabartan ve onlarla işbirliği içinde çalışan her türlü, Şirket, kampanya başarıya ulaşırken, bu gücü yadsıyanlar ise kaybetmeye mahkum oluyor. Obama’nın kampanyasındaki başarı tüm sosyal medyayı arkasına alması ve insanları kendi için çalıştırması oldu. İnsanlar kendilerini ifade etmekte özgür bırakıldılar ve kampanya için kendi içeriklerini oluşturup paylaşmaları için teşvik edildiler. Dediğiniz her şey, yaptığınız her şey aslında kendinize verdiğiniz bir sözdür, paylaştığınız içerik de aslında sizde var olan bir inancın perçinlenmesini sağlar.

İçerik paylaştırmanın gücünü değişik bir noktaya taşıyabiliriz. İkinci dünya savaşında Japonların savaş esirlerine kullandığı sıra dışı bir metot, aslında söyledikleriniz / (bizim vakamızda paylaştığınız) bunun arkasında durmak için harcayacağınız çaba ile yapabilecekleriniz arasında dudak uçuklatan bir noktayı gözler önüne seriyor. Japonlar ele geçirdikleri Amerikan askerleri konuşturmak için, ne kendilerine işkence yapıyorlar, ne de baskı uyguluyorlar. Sadece tutsak halde olan Amerikalılara ülkelerini kötüler tarzda yazılar yazdıkları takdirde, elma, fazladan bir parça küçük ekmek gibi ödüller veriyorlar. İlk başta zararsız gibi görünen bu ufak oyun, bahsettiğimiz psikolojik etkiden ötürü yazıyı yazanların ülkelerine karşı negatif hisler beslemelerine sebep oluyor ve böyle devam ede ede, hiçbir baskı ve şiddet ile karşı karşıya olmamalarına rağmen, her türlü devlet sırrını kendileri söylüyorlar. Hatta öyle noktalara gelenler oluyor ki, ulusal canlı radyo kanallarında kendi ülkelerinin aleyhine konuşmalar yapanlar bulunuyor.

İşte bir şey paylaşma sadece paylaşma olarak da kalmıyor, yönlendirilmiş bir paylaştırma kültürü de her türlü başarıyı beraberinde getirebiliyor. İnternette hepimizin bir yeri olduğu şu günlerde, paylaştıklarımız inançlarımız, inandıklarımız hayatımız ve geleceğimize dönüşüyor. Yayım ve paylaşma hakkımızı doğru ve etkin kullanabilme temennisi ile…