Kategori arşivi: Uluslarası İlişkiler

Riyal Destanı

Geçtiğimiz 12 ayda, özellikle Ocak 2012’den sonra İran para biriminin düzensiz hareketi İslami Cumhuriyet’in sıkıntıları arasındaki yerini aldı. Göreceli olarak on senelik serbest ve resmi pazardaki düzenli hareketinden sonra Aralık 2011 dolaylarında riyal kısa sürede değerinin yarısını kaybetti. Sadece dış ticarette değil, yerelde de, faizde de, sermaye hareketlerinde de kur Ahmedinejat Hükümetinin en büyük günlük baş ağrısı haline geldi.

Bunun altında yatan sebepler ile ilgili çok sayıda görüş olsa da, bu yazı bu ‘nedenleri‘ aramak üzerine yazıldı.

Dramın Ortaya Çıkışı

Riyal’in düşüşünün tarihte uzun bir hikayesi vardır. 1979 Devrimi öncesinde İran’ın iç değişim oranı 70,6 IRR = 1$ idi. Devrimin süregelen ekonomik felaketleri, bürokrasinin yok olması, bankaların, endüstrilerin, ticari işletmelerin devletleştirilmesi vb. etkenler riyal üzerine baskı kurdu. 1980’lerde Mir Hüseyin Musavi’nin sol merkezli yanlış politikaları ile ortaya 12 tane kur ortaya çıktı. Savaş sonrası başkanı Haşemi Rafsancani çalışmaları ile bu rakam yavaş yavaş azalarak dörde kadar indirildi.

1978 – 2002 yılları arasında riyal her sene değer kaybetmeyi sürdürdü. 1978’deki IR70 = 1 $’dan 2001’de IR 1750 ve serbest Pazar 2002’de IR 7950 = 1$’a kadar ilerledi.

Bu arada serbest piyasa ile resmi kur arasındaki fark en mütevazi hali ile IR1300 iken, Eylül 2010’da bu farkı kapamak adına girişimler başarısız oldu. 7 Haziran 2011’de Riyal kırılarak serbest pazarda IR11800= 1$ oldu. İran Merkez Bankası harekete geçerek resmi kuru 10590’dan 11740’a çekerek %10,5 develüasyona gitti. Bu günlerde bu hareket ile birlikte yeni bir stabil noktaya gelindi. Bunun sonucu olarak Merkez Bankası, çeşitli servislerde kullanmak için üçüncü bir kur penceresi ortaya koydu.

Kasım 2011’in erken zamanlarında, politik iklim giderek daha belirginsizleşirken, resmi kur 10850’de sabit iken, 12800 ve 13300’lere geldi. 30 Kasım’da resmi kur 10900 iken, serbest kur 13300’e fırladı. Aralık 2011’in üçüncü haftasında serbest Pazar 14300’e fırladı ve 30 Aralık’ta 15480’e ulaştı. 2 Ocak’ta 18000’e, 24 Ocak’ta 22100’e dayandı. Paniklemiş Merkez Bankasının bir seri hareketi daha çok volatilite getirdi. Merkez Bankasının duruma hakim olamayışı sebebi ile hükümet zorlayıcı bir politika benimsedi. Yabancı paraların sokak satıcıları aracılığı ile satışına yasak getirildi, yalnızca lisanslı satıcılar belirlenmiş kurdan satış yapabileceklerdi, saatlik kur yayınlayan siteler kapatıldı, dini lider ise kur manipülatörlerini ölüm cezası ile tehdit etti.

18 Ocak 2012’de kurun yükselmesini engelleyemeyen Merkez Bankası resmi kuru %8,5 düşürerek 12260 yaptı ve çevirim için sınırsız dolar sözü verdi. Para ve Kredi Komitesi 25 Ocak 2012’de uzun soluklu politikalarını bırakarak sabit depozito oranını bırakarak, hükümete ve özel bankalara da kendi rekabetçi kurlarını belirlemelerine izin verdi. Resmi kur değişmezken, serbest pazarda riyal düşüşüne devam etti ve Merkez Bankası tüm günlük dolar taleplerini karşılayamadı. Bu durumla baş edemeyen Merkez Bankası en sonunda 14 Mart 2012’de çift pazarı kaldırdı ve özel para çeviricilerinin ‘temel olmayan’ dolar taleplerini karşılamalarına izin verdi. Mart 2012’de serbest kur 1$=19000IR’a düştü. Ocak’taki tepenin beş ay ardından dolar 17000-19000 arasında idi.

Önde Gelen Sebepler

Riyalin türbülansı ile ilgili bir çok açıklama mevcut, bunlar birbirinden uzak ve hatta karşıt. Mevcut bir çok bilimsel veri kanıt vs. şeyin olmasına karşın Başkan Ahmedinejat kurun bu gidişatını kur ticareti ile uğraşanların komplo teorilerine bağlıyor. Merkez Bankası Başkanı ise “sürü psikolojisinin” yansıması olarak yorumluyor ve spekülatörlerin dolara yarattıkları sahte talebin bu duruma yol açtığını düşünüyor.

Ancak reel faktörleri göz önünde bulundurduğumuzda riyal’in düşüşünün ardında; 1. İran’ın ulusal parasının değerli olması gerektiği yönündeki yanlış inanç 2. Ahmedinejat hükümetinin yürüttüğü yanlış ekonomik politikalar 3. Israrlı Ulusal nükleer güç politası sonucu, Batının öfkesinin çekilmesi ve bunun sonuncundaki yaptırımlar 4. Dış baskılar sebebi ile halkın hükümetin gücüne olan güvenini yitirmesi.

Güçlü Para Birimi Miti

İran’da ulusal paranın güçlü olması, para politikası ve market fenomonu olmak yerine her zaman bir politik unsur oldu. Güçlü bir riyal, sokakta dolaşan adamın gözünde ve politikacıların gözünde de her zaman ekonomik gücün ve prestijin açık bir göstergesi oldu. Ayrıca bu mit buna inananların ekonomik okur yazarlığı ile de yakından ilgili, geçtiğimiz on yıllarda en büyük ekonomik hatalardan biri olmasına rağmen, hala bir çok destekçisi var.

Bu mitin her yere yayılmış olması sebebi ile 2002’deki yeniden değerlemesinin ardından gerçek yerine getirmekle ilgili bir çaba yok.

Gerçeklerin Saptırılması

Ulusal paranın değeri üzerine nostaljik hissiyat üzerine Ahmedinejat popülist ve refah ekonomisi üzerine olan politikasına 2005’te başladı ve herkese petrol gelirlerinden paylaştırmayı söz verdi. Ekonomik ajandası: yoksulluğu ortadan kaldırmak, yüksek riyal kuru ile ithalatın maliyetini azaltmak, işletmelere sermaye maliyetini azaltmak için düşük faiz oranları, banka kredileri, tahvilleri öneriyordu.

Genişleme konusundaki aşırılık şöyle başladı: (i) kapsamlı ve iyi yönetilmemiş istihdamı arttırmaya yönelik  ‘çabuk geri dönüşü olan projeler’ (ii) Ev sahipliğini artırmak için ülke genelinde geniş kapsamlı Maskan-e-Mehr projesi (iii) Ulusal turlarda Başkanın selamladığı halkı tatmin etmek için yarı pişirilmiş yerel projeler, (iv) Yüksek enerji ve yiyecek bedellerini kompanse etmek için neredeyse tüm popülasyonu kapsayan ve aylık nakit olarak ödenen “destek reform programı”. Bunun sonucu olarak ulusal bütçe 2005’te 1590 trilyon IR’dan, 2011’de 5100 trilyon IR’a çıktı, yedi senede üç katından fazla. Senelik bütçe açıkları gayrisafi milli gelirin %4’ünden fazla gerçekleşerek, toplam likidite 2005’te 921 trilyon IR’dan 3720 trilyon IR’a çıktı, neredeyse dört katı.

2005-2011 arasında müzmin bütçe açıkları ve likidite genişlemesi yaşam endeksinin ortalamasını yılda %17 artırdı. Aynı periyot içerisinde İran’ın ana ticaret partnerlerinde fiyat artışları yılda %2-4 arasında idi. Basit bir hesaplama ile, İran’ın yedi yıllık periyottaki toplam enflasyonu ile ticaret partnerleri karşılaştırıldığında İran riyalindeki %90 develüasyon garanti edilmişti. Aslında kur Aralık’taki çöküşünden önce 2005’te 1$=9025IR’dan, 1$=10445’e gelmişti. Böylece Hükümet sadece gerçekleri görmezden gelmekle kalmadı, aynı zamanda dördüncü ve beşinci ekonomik gelişme planlarını da ihlal etti, ki bunlar İran riyalinin yerel ve dış enflasyon oranları ile yıllık olarak düzeltilmelerini içeriyordu. Merak konusu olarak Aralık 2010’da, bu destek reform planı duyurulurken, Başkan Ahmedinejat İran Merkez Bankası Başkanına daha bol dış kur rezervi için daha reel kur oranı ile gelmesi gerektiğini söylemişti, bu da 1$=5000 IR demekti!

Aynı acayip yaklaşım, Hükümetin banka faiz oranları ile ilgili olarak geldi. Ahmedinejat Hükümeti yönetiminin ilk altı senesinde, yetkilendirilmiş kısa dönemli faiz oranları genelde senelik enflasyon oranını takip ederdi, böylelikle parayı yatıranın net değerini eritiyordu. ticari bankaların kısa vadede ödeyebileceği (beş seneden az) En yüksek faiz oranı (ki buna İslami stilde ‘kar payı’ deniliyor) 2005-2011 arasında ortalama yıllık %13 civarında idi, fakat yıllık enflasyon %17-22 dolaylarında idi. Yüksek enflasyonlu yıl 2008’de negatif açıklık %10 dolaylarına geldi. Sonuç olarak bütün bu periyot içerisinde banka hesaplarında bir azalma oldu. Bu tehlike işaretlerine rağmen, beşinci kalkınma planına da aykırı olarak, Başkan tarafından yönetilen Para ve Kredi Konseyi her sene değerleme yapmayı ve faizi enflasyona uydurmayı reddetti. En son olarak halktan gelen baskılara dayanamayarak Başkan 25 Ocak 2012’de gerekli değişmeyi yaptı.

Başkan Ahmedinejad’ın üçüncü kumarı da toplam enflasyona yanlış silah ile yaklaşmak oldu. Tüketici fiyatlarını konveksiyonel manada kontrol etmek yerine; ki bunlar mesela, bütçeyi düzenlemek, faiz oranlarını artırmak, banka borçlanmalarını azaltmak vb. kolay yolu seçti. İran’ın 106 yıllık petrol endüstrisinin en iyi altı ihracat yılının kapaklarını açtı. İran’ın Ahmedinejad Hükümeti’nin ilk altı yılındaki toplam gelirleri 560 milyar $’a ulaştı. Yerel enflasyon ile ucuz petrol ithalatı vasıtasıyla savaşmak şeklindeki habis politika riyali değerinin çok üstünde tuttu.

Katalizör Olarak Yaptırımlar

İslami Cumhuriyet’in nükleer geliştirme programı kur oranı dramasının üçüncü ayağı oldu. Batının İran’ın uranyum zenginleştirme aktiviteleri üzerindeki geniş çaplı kuşkusu, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konsey’inin ardışık dört yaptırımına konu oldu. Bu hareket de Amerika, Avrupa Birliği ve diğerleri tarafından da takip edildi. Böylece orijinal hedefe kitlenmiş ve akıllı cezalandırmalar şu andaki felç eden yaptırımlara dönüştü. Tahran hükümeti ile ilişkilendirilmiş olarak şu anda, seyahatler, ticaret, bankacılık, finans, taşıma, sigorta, yatırım, ve nükleer teknoloji transferi ile ilgili olarak yüzlerce kişi, iş, ve ajenta yasaklı durumda. Bunların temel amacı, İran’ı nükleer programından vazgeçmeye ikna etmek, fakat yaptırımları uygulayanlar buna askeri objeleri ve muhtemel nükleer silahları da dahil ediyorlar.

Şu anki yaptırımlar direk olarak kur oranını etkilemese de, kur üzerindeki endirekt etkileri kayda değer. Riyal’in dengeye gelmesi için  gerekli değişiklik uzun süredir beklenmiş olsa da, herhangi bir katalizör olmadan bu düşüş yaşanamazdı. Para birimi petrol ihracatı kazançları ile dengeden uzak kalmaya devam edebilirdi. Bu dalgalanmayı tetikleyen Aralık 2011’deki Amerikan ve Avrupa yaptırımları ve özellikle de petrol ambargosu oldu. Kur pazarı gözle görülür şekilde çöktü. Ve 31 Aralık’ta Amerika Başkanı Barack Obama İran’ın merkez bankası ile ilgili yeni bir yasa imzalaması ile birlikte aşağı yönlü haraket başladı.

 Pazar Güveninin Kaybolması

Riyal’in değer kaybetmesinin başka bir sebebi de, İran Merkez Bankasının krizle başa çıkma gücüne olan inancın halk tarafından yitirilmesi oldu. Banka yetkililerinin süregelen boş vaatleri, açıklanan politikaların yetersiz açıklamaları, krizle başa çıkmak için yetersiz aksiyon alınması, spekülatif olarak artan talebi karşılayabilecek yeterli dolar rezervi bulunmaması, temelde en önemli  sebepler arasında sayılabilir. Aralık 2011 sonunda İran Riyalinin bir günde %10 değer yitirmesinden sonra, Merkez Bankası Başkanı, kuru eski haline getireceği ile ilgili sağlam bir söz verdi. Hala bir şey olmadı. 5 Ocak 2011’de ise Merkez Bankası, özel döviz tüccarlarına 14000IR’dan fazla işlem yapmamalarını emretti. Bu emir ise tamamen göz ardı edildi. Sokak tacirlerinin kuru ise 16250’ye fırladı. Banka Başkanı, kuru stabilize etmek için sağlam planları olduğunu açıkladı fakat kimsenin umurunda olmadı. 25 Ocak 2012’de Başkan, dört tane kurun (referans, resmi, seyahat ve açık kur) olacağını dolar talebini karşılamak için sınırsız doların bulunduğunu söyledi. Sadece boş bir hamle olarak kaldı. Bunun üstüne de hata üstüne hata oldu.

İdeal Kur Oranı

İran’ın şu anki en önemli ekonomik sorunu, dolar karşısında düzgün bir değişim değeri olan riyal. Özel analistler, sürekli enflasyon ve durgun kur oranları düzeltmelerini ışığında, şu anki 1$=19000 IR kurundan devalüasyonu tartışıyorlar. Hükümet yetkilileri, devalüasyonun ithalat giderleri ve enflasyon üzerindeki etkilerini biliyorlar ve analistlerin tam karşı görüşteler, serbest kurun resmi kura yaklaşmasını diliyorlar. Tacirler de kendi aralarında bölünmüş durumdalar. İhracatçılar ve ulusal üreticiler daha düşük bir riyali daha rekabetçi olabilmek adına arzuluyorlar. Diğer taraftan ithalatçılar, ülkenin çıkarlarını korumak ve üretimin maliyetlerini düşürmek için yüksek riyali destekliyorlar.Anti-devalüasyoncu grup aynı zamanda İran’ın yiyecek tüketiminin %30 unun ithalata bağımlı olduğunu ve kurdaki herhangi yukarı yönde düzeltmenin tüketicilerin yaşamak için ihtiyaç duyduğu zaten pahalı olan tüketimi daha da pahalılaştıracaktır. İran’ın ihracatı ve ithalatı için de düşük fiyat elastikiyetini, devalüasyona belirgin bir engel olarak görüyorlar.

Doğru Kur Oranını Aramak

Pers yeni yılından beş ay geçmiş olmasına rağmen, hala Merkez Bankası tarafından açıklanan bir kur oranı politikası mevcut değil ve dolar kuru aşağı ve yukarı yönü belli olmadan salınım içerisinde. 27 Temmuz 2012’de İran’ın İhracat Promosyon Ofisi, Merkez Bankası ve diğer Hükümet ajansları arasında ortak karar anlaşması açıkladı. Bu anlaşmaya istinaden, bütün ithalat toplam 10 ana kategoriye bölündü, ilk beşi (Temel ürünler, endüstriyel ürünler) resmi kurdan dolar alabilecekler, diğer beş ise (lüks tüketim) petrol ihracatlarından kazanılmayan doları alabilecek ve diğer serbest kurdan dolar alacaklar. İkinci Pazar kapandı ve çevrimler resmi kurdan sadece dini lokasyonlara yapılacak ziyaretler için kullanılabiliyor.

Ekonominin kötüye gitmesinde (işsizlik oranının artması, ürünlerin pahalılaşması vb.) yaptırımların rolü, günden güne su yüzüne çıkmakta. Bunca zaman yaptırımlara aldırış etmeden bunları kendine yeterlilik olarak bir fırsat olarak görme politikası, bir çok ikna edici sesin artık açıktan kaygılarını dile getirmesine sebep oldu. Süper Lider Ali Humeyni’nin kendisi de muhalif kaldı ve İran’ın şu anki durumunu eski durumundan 100 kat güçlü olarak nitelendiriyor ve batılılar ülkeyi otuz yıllık periyot boyunca yaptırımlara karşı ‘aşıladılar’. Fakat sayıları giderek artan bir grup yüksek sivil ve askeri yetkili bu durumdan hoşnutsuzluklarını belli ediyorlar.

Çözümsüz İkilem

Merkez Bankasının son de faktosu, çok-sıralı resmi kur rejimi, pandoranın kutusunu yeniden açtı. Şu anda endüstriyel üreticilerin resmi kura ulaşmakta sıkıntı çektiklerini belirten gazete raporları mevcut. Ucuz dolar kuru elde edebilmek için banka yetkililerine rüşvet de gündemde. Şu andaki resmi ve serbest kur arasındaki IR7000 fark eğer sürerse, içtekilerin kullanacağı güzel bir gelir kapısı oluşturması olası.

Ancak eski tek kur sistemine dönülmesi ile ilgili bir çok yükselen sesin varlığına rağmen, sorun çözümsüzlüğünü sürdürüyor. Merkez Bankası’nın tekrar tek kur sistemine erken olarak dönüş yapması, yaptırımların etkisini -özellikle banka sistemi ve petrol ambargosunda- azaltmadan mümkün gözükmüyor. Diğer taraftan, serbest Pazar kuruna karşı mantıksal bir birleşme de bu yüksek enflasyon devam ederken imkansıza yakın.

Önümüzdeki birkaç ay ve sonrası için kesin olan İslami Cumhuriyet, İran-Irak savaşından sonraki en büyük ekonomik savaşını verecek. Riyal’in geleceği ise, birçok başka faktöre bağlı, bu faktörler ise Tahran’ın 5+1 ülkeleri ile nükleer meselenin çözülmesi ile ilişkili.

İran Nükleer Programı Tarihi ve Geleceği

Bir yıllık bir duraksamanın ardından yedi ülke İran’ın nükleer programı ile ilgili olarak görüşmelere 2012’nin Nisan ayında devam ettiler, takip eden görüşmeler Mayıs ve Haziran ayında da devam etti. P5+1 ülkeleri (Çin, Fransa, Almanya, Rusya, İngiltere ve Amerika) İran ile nükleer programın esasları ve çözüm yolu için gelecek görüşmeler için hazırlanıyorlar. Aslında görüşmelerin gidişatını incelersek, görüşmeler bir başlıyor bir duruyor, iki taraf birbirini tartıyor, İran’a olan baskı ise günden güne hız kesmeden artıyor.

Batı ülkelerinin İran’ın nükleer programı hakkında geniş endişeleri var, program barışçıl da olsa, bir gün silah üretme yönünde de olsa azaltmaya çalışıyorlar. Bu makalede ise değişik bir konuyu ele alıyorum: “Batı’dan gelen baskı, İran’ı ivmelendirip, nükleer aktivitelerini ve kapasitelerini genişletti mi?”

İran nükleer programı tarihi gösteriyor ki, Batı yanlışlıkla İran’ı nükleer silah edinmeye itti. Bu proseste yedi adım vardı:

Şah’a nükleer destek. İran nükleer alana girişinin çoğunu Amerika’ya borçlu. Genç Şah Muhammed Rıza Pahlavi ile görüşmeler 1957’de Eisenhower’in barışçıl atom enerjisi programı ile başladı. 1970’lerde Şah’ın nükleer programı genişletmek için hırslı planları vardı, 1994’te Amerika’nın desteği ile 23 nükleer güç tesisi planlıyordu. Şah 1974’te “Mümkün olan en kısa sürede 23.000 Megawatt enerji üretebilen nükleer tesise sahip olunmasını” istiyordu. Bu İran’ın nükleerleşme konusunda ilk ana adımı idi.

Anlaşmaların İptali.  1979’daki İran Devriminden sonra, Şah’ın hırslı nükleer ve askeri projeleri ya iptal edilmesi ya da azaltılmasına karar verilmiş olmasına rağmen, Batı bütün nükleer anlaşmaları iptal etti ve İran’ı yaptırımlar ile izole etti. Bu periyotta, İran’ın kendi topraklarında uranyum zenginleştirme konusunda bir planı yoktu. İran’ın Fransa menşeili  bir konsorsiyum olan ve 1973’te kurulmuş olan Eurodif ile Fransa’da uranyumu zenginleştirme ve Tahran araştırma  reaktörüne ve Bushehr güç tesisine hammadde sağlama  konusunda bir anlaşması vardı.

Devrimi takiben ve Amerika’nın baskısı altında Fransızlar anlaşmadan çekildiler. Bu ise İran’ı milyar dolarlık bitmemiş projelere, reaktörlere hammadde sağlamak için kendine yeterli hale gelmesi yönünde efor sarf etmeye itti.

Irak’ın desteği. 1980’de Irak’ın Saddam Hüseyin’İ İran’ı rejim değişikliği ve ülkeyi bölmek için işgal etti. Ne yazık ki, Amerika ve Batı bu işgali destekledi, Hüseyin’e milyonlarca insanın ölüp yaralanmasını sağlayan kimyasal silahlar için teknoloji ve malzeme yardımında bulundu. İran nükleer silahsızlanma anlaşmasına (NPT) bağlı kalsa da ve Irak’a aynı şekilde cevap verip kitle imha silahı kullanmasa da, olaylar İran’ın güvenlik hesaplarını değiştirerek, nükleer kapasitesini benzer bir Arap-Batı dayanışması karşısında varlığını müdafaa etmek için arttırmaya itti.

Ciddi şekilde pazarlık etmede başarısızlık. 2003’te, İran’ın zenginleştirme teknolojisine kavuşmasının hemen ardından, İran’ın bu durumu Uluslar arası Atom Enerjisi Ajansının (IAEA) dikkatini çekti.  Ve IAEA yöneticileri İran’ın nükleer programı ile ilgili ilk önergelerini yayınladılar. İran’ın nükleer hadisesi sorununa bir çözüm bulmak için Avrupa ülkelerinden Fransa, Almanya, ve İngiltere (EU-3) İran’la diplomatik görüşmelere başladılar. Bu görüşmeler boyunca, ki bu görüşmeler 2005’e kadar sürdü, İran farklı öneriler sundu, bunlar (1) zenginleştirmeyi %5 oranında sınırlandırmak, (2)  bütün az zenginleştirilmiş uranyum’u ihraç etmek yada yakıt çubuklarına çevirmek, (3) IAEA koruma anlaşmasına yeni bir protokol eklemek ve Code 3.1. altına bazı eklemeler yapmak; şöyle ki; tam şeffaflık sağlamak, IAEA’nın açıklanmamış tesislere teftiş yapmasına izin vermek. Bu teklif Batı’nın İran’ın nükleer programı ile ilgili kaygılarına bir cevap ve uranyum zenginleştirmenin silah seviyesine gelmediğinin ispatı manasına geliyordu. Ayrıyeten İran’ın NPT doğrultusunda zenginleştirme yaptığına da bir temel oluşturacaktı. Bu İran taahhütleri karşılığında, IAEA’daki İran dosyası normalleştirilecek ve İran Avrupa Birliği ile daha geniş ekonomik, politik ve güvenlik işbirliğine sahip olacaktı. Dahası İran Tahran’daki araştırma reaktörüne yakıt sağlamakla ilgileniyordu ve zenginleştirilmiş uranyumunu başka bir ülkeye, yakıt çubuğu üretimi için göndermeye hazırdı.

İran’ın müzakeredeki ortaklarına ortak kabul edilebilir bir anlaşma teklifi başarı sağlamadı. Daha çok Amerika müzakerede yoktu ve İran’da tek bir santrifüjün bile olmaması konusundaki duruşunu korudu. Fransız elçisi François Nicoullaud ile yapılan bir görüşmede, “Amerika için İran’ın zenginleştirmesi kırmızı çizgi, ve bu çizgiyi Avrupa geçemez.” demişti.

İran’ın zenginleştirme konusundaki hakkının reddi ve Tahran reaktörüne yakıt çubuğu sağlanması konusunda eforların bloke edilmesi, Tahran’a Batı’nın bu meseleyi çözmek istemediğine dair açık bir sinyal verdi. Batı İran’ı zenginleştirme programını tamamen bırakmaya zorlamak istiyordu. Bu aşama Batı’nın katı pozisyonunu ve çözüme ulaşmak istememesinin altını çiziyordu. Bu kısmen Washington için de doğru idi, Bush Hükümeti İran’daki zenginleştirmeyi tolere etmek istemiyordu. Bu ise İran’a nükleer diplomasisini değiştirme ve zenginleştirme programını hızlandırmaktan başka seçenek bırakmadı.

Cezalandırıcı yaptırımlar. 2003’ten beri İran ve EU-3 arasında yapılan teklifler, daha sonra P5+1’e taşındı, çoğunlukla başarısız oldu, bunun büyük kaynağı da Batı teklifleri iki tarafın da minimum ihtiyaçlarına cevap vermemesi idi. İran için güvenilir sivil nükleer enerji üretmek için NPT uyarınca zenginleştirme hakkının tanınması; Amerika ve Avrupa için İran’ın nükleer silahlar geliştirmesinin önüne geçilmesi. Bunun yanında Batı büyük cezalandırıcı aksiyonları ele aldı. Bu durum nükleer gelişmeyi İran’ın bir numaralı ulusal meselesi haline taşıdı.

Zenginleştirme Seviyesi. İran ve P5+1 görüşmelerinde 2009 Sonbaharındaki aksaklıktan sonra Tahran zenginleştirme seviyesini %4’ten %20’ye çekmeye karar verdi. Böylelikle Tahrandaki araştırma reaktörüne yakıt elde edebilecekti. Şubat 2010’da Ali Ekber Salehi; İran Atom Enerjisi Kurumu’nun başının teklifi şöyle idi: İran zenginleştirme seviyesini %5’in altında tutsun, Batı ise Tahran reaktörüne yakıt çubuğu sağlasın. Batı bu teklifi kabul etmedi.  

Mayıs 2010’da İran Brezilya ve Türkiye ile araştırma reaktörü yakıt stoğunu takas etme konusunda anlaşmaya vardı. Anlaşma Obama Hükümetinin Brezilyalı ve Türk yetkililerle yaptıkları taslak üzerine gerçekleşti, buna ilham kaynağı da İran Hükümeti ile Washington görüşmelerine destek olmaları idi. Amerika planı reddederek kendi başarısına mani oldu. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daha sonra İran’a ek yaptırımlar yükledi. Yine İran %20 üzeri ve daha fazla zenginleştirme ile ilgilenmiyordu, sadece Tahran reaktörü için NPT uyarınca yeterli yakıt garantisi arıyordu. Batının aksiyonları İran’ı Tahran Reaktörü için %20 üzeri zenginleştirme yapmaya itti.

Diğer anlaşmaların reddedilmesi. Anlaşmaya varmak için hala başka seçenekler de vardı. Bunlardan ilki, 2011 yazında Rusların teklifleri idi ve Batı’nın İran’ın nükleer aktiviteleri ile ilgili tüm endişelerini hedef alıyordu. İran’ın teklife göre, (1) IAEA’nin gözetimine tamamen girecekti, (2) IAEA’nın ek protokolü ve Code 3.1.’e eklemelerini kabul edecekti; (3) uranyum zenginleştirmesini %5 seviyesinde tutacak, (4) yeni santrifüjler eklemeyi bırakacak, (5) zenginleştirme tesislerini bir tesis ile sınırlandıracak, (6) IAEA’nın olası askeri nükleer program hakkında şüphelerini giderecek, (7) zenginleştirmeyi geçici olarak durduracak. Karşılık olarak P5+1 İran’ın NPT uyarınca zenginleştirme hakkını tanıyacak ve kademe kademe yaptırımları kaldıracak.

İran halka açık olarak görüşmeye açık olduğunu gösterdi, fakat Batı hala İran’ın zenginleştirmeyi durdurmasını istedi, ve bu da İran’ın hakkını tanımamak demekti. Eylül 2011’de İran %20 oranında zenginleştirmeyi başardıktan sonra ve büyüyen bir stok seviyesine gelirken, %20 oranında zenginleştirme aktivitesini bırakmayı ve Batı kaynaklı yakıt çubuklarından almayı önerdi. Bir kez daha Batı bu teklifi reddetti. Yine İran’ı kendi yakıt çubuklarını imal etmek zorunda bıraktı.

Güncel Konuşmalar

Geçtiğimiz yılın erken zamanlarında Bağdat’ta ve İstanbul’daki konuşmalarda, Batı halen İran’ın zenginleştirme faaliyetlerini durdurmasını bekliyor ve İran’ın aktivite ile ilgili hakkını tanımıyordu. Karşılık olarak İran’ın yaptırımların kaldırılması ve petrol gönderiminin sigortalanması, ticari uçaklar için yedek parça gibi daha yetersiz ayrıcalıkları kabul etmesi bekleniyordu. Yaptırımların gevşetilmesi yada önümüzdeki petrol için Avrupa yaptırımlarının ve İran Merkez Bankası yaptırımların geciktirilmesi ile ilgili bir konuşma geçmedi. Güçlü pozisyonlar ve fleksibilitedeki eksiklik İran’lıları daha inatçı bir hale getirdi. Her bloke edici ve cezalandırıcı Batı aksiyonu, İran’ın nükleer programını daha ileriye götürmesi ile sonuçlandı.

Moskova’daki Haziran 18-19 görüşmelerinde, P5+1 yine yaptırımları iyileştirici yada İran’ın zenginleştirme hakkı hakkında bir öneri getirecek pozisyonda değillerdi. İran ise birçok grubun ana isteklerine cevap verme sinyali verdi. (Zenginleştirmeyi %20 altına çekmek, IAEA ile şeffaf ve maksimum işbirliği içinde çalışmak vb.)

Bu görüşmelerin yapıldığı sırada İran sadece %20 seviyesinde zenginleştirme yapmıştı, birçoklarının hayal bile edemeyeceği başarıyı sağladı, yerel üretim yakıt çubuklarında 10.000 santrifüje, 6.000 Kg’dan çok LEU’ya ve 150 kg %20 zenginleştirilmiş uranyuma geldi.  Ama Batı hala %20 zenginleştirmeyi bırakın, %5’e bile razı değil. Batı sadece İran’ı kendine yetme konusuna itmedi, her kavşakta İran’ın zenginleştirme konusunda devredilemez hakkını elinden almaya çalıştı. Bu durum da İran’ı nükleer teknolojiyi keşfetme konusunda tüm varlığını ortaya koymasına sebep oldu. İranlılar bu derece ileri gitmeyi hiçbir zaman tahayyül dahi etmemişlerdi. İronik olan İran’ın nükleer programda bu kadar ileri gitmesinin, onu durdurmaya çalışan güçler tarafından gerçekleşmiş olması.

Bir anlaşmaya varma konusunda fırsat, eğer Batı bu zamana kadarki yaklaşımının sadece İran’ın nükleer programını ilerlettiğini kabul etmezse ve artık uygulayacak az sayıda yaptırım kaldığını fark etmezse değerlendirilemez. Eğer bu trend devam ederse sonuçları tüm taraflar için acı olacak. İran ya Batılı güçlerin baskılarına direnecek yada uzun süreli barışçıl nükleer enerji maksadına veda edecek. Batı opsiyonlarını daraltıyor, sadece askeri müdahaleyi bırakıyor. Batılı güçlerin baskı, izolasyon, yaptırım ve tehditlerin İran’ı diz üstü çöktüreceğine ilişkin yanlış kanaatleri sonucunda bu çember ülkeleri savaşın eşiğine getirdi. Aksine bu politikalar İran’ın nükleer programını daha da ilerletti.

Çıkış Yolu

İçinde bulunduğumuz Ocak ayındaki görüşmelerden de bir şey çıkması ümidi zayıf görünüyor.  Batı şu anda kendi amacına zarar verecek başka bir harap edici yaptırımlar paketini uygulamaya hazırlanıyor yada askeri bir harekat yapma planları da olabilir. Böyle bir şey olursa İran NPT’den vazgeçerek nükleer silah yapımının peşine düşer.

Ancak her şey daha bitmedi. İran ve P5+1 İran’ın tüm nükleer mukavelelere ve anlaşmalara birleştiği bir çözüm üzerinde anlaşabilir. Buna ilaveten İran %20 zenginleştirme konusunda serbest bırakılabilir ve böylelikle nükleer silah seviyesinde olmadan kalabilir. Bu İran’ın barışçıl nükleer aktivitesini garantiye alır. Bunun karşılığında Amerika ve P5+1 ülkelerinin diğer üyeleri İran’ın NPT uyarınca zenginleştirme yapması hakkını kabul ederler ve kademe kademe yaptırımları bırakırlar. Bu tasarı önümüzdeki görüşmelerde, NPT bazlı bir planla adım adım gerçekleşebilir.

Batı’nın İran’ın %20 stoğu ile ilgili şüpheleri ortak kabul edilebilir bir çözüm olan sıfır stok ile tatmin edilebilir. Bu yaklaşım ile P5+1’den bir komite ve İran, İran’ın yerel %20 zenginleştirilmiş uranyum ihtiyacını araştırabilir ve bunun üzerindeki stok uluslar arası pazarda satılabilir, yada %3,5 zenginleştirme seviyesine geri indirilebilir. Böylelikle İran %20 zenginleşmiş uranyuma sonsuza dek erişim sağlamamış olur, nükleer silah konusunda uluslar arası endişeleri giderir. Böylelikle bütün taraflar için İran’ın zenginleştirme hakkının tanınır ve Batı’nın İran nükleer silahı konusundaki endişelerini haksız çıkarır.