diablo3logo

Bütünleşik Pazarlama

Bir filmi, müzikali, albümü beklemek her insanda büyük ölçüde heyecan yapabilir. Yeni bir telefonun çıkışı üzerine ise satış mağazaları önünde uyku tulumunuzu alıp beklemeyi bir alışkanlık haline getirmiş bile olabilirsiniz. Ama hiçbir heyecan yok ki bir ‘gamer’ ın bir oyunun çıkışını beklemesi kadar tutku dolu olsun. Oyunda çünkü diğerlerinde olmayan bir ‘şey’ var. Oyun karakteri oyun süresi boyunca belki 10 saat belki 20 saat karakterinizle bütünleşiyor, kendinizi unutturup, o karakter şekline bürünüyorsunuz. Bu noktada biraz da ‘masa üstü FRP’ ye girmek de belki nostaljik ve bilgi verici olabilir. Hala bazı sosyal çevrelerce oynanan masaüstü FRP’leri zamanında biz de üniversite klüplerinde oynardık. 20’li zarlar, o heyecan, oyunu anlatanın hikayesi ile birlikte kafanızda o anı şekillendirmeniz ve bunu arkadaşlarınızla birlikte yapmanız paha biçilemez bir deneyimdi. Oyunun gerçekliğine kendinizi kaptırmanız bilgisayar / konsol kadar olması yada olmaması kendi hayal gücünüzle sınırlıydı. Sabahlara kadar bu masalardan kalkmadığımı biliyorum.

Gelelim bütünleşik pazarlama hikayemize. En son oyunun üzerinden 12 sene geçmiş olmasının ve bence gelmiş geçmiş en büyük RPG oyunu olması dolayısı ile Diablo 3’ün ‘erken sipariş’ sistemine teknosa’nın online sitesinden istekte bulundum. Gönderileceği günün heyecanı bir çocuk gibi beni ‘şen’ bir insan yaptı. Koskoca adam etrafta gülücükler saçarak dolaşarak, herkese ‘Diablo siparişi verdiniz mi?’ diye bir de ayaklı tanıtım personeli olarak bir sürü arkadaşı da bu siteden ‘ön sipariş’ vermesine de ön ayak oldum.

‘O’ gün geldi çattı, bir sürü markette oyun yeridiablo3logoni aldı ve çok geçmeden de Türkiye’ye giriş yapan oyun raflardan tükeniverdi. Ben tabi rahat, kargomun gelmesini bekliyordum. Arkadaşlar da öyle. Aradan birkaç gün geçmesi ile birlikte, sitenin sipariş sistemine bakıldığında ‘depo’da ibaresi ile kargo beklediği görüldüğünde bir hışımla telefona sarılarak, siparişimin neden kargo için bekletildiğini sordum. En kısa sürede kargoya verileceği bilgisi ile aradan birkaç gün daha geçti. Yine baktığımda ‘depo’da ibaresini görünce film senaryosunu çözdüm. Bu güzide site deposunda olmayan şeyi ‘depo’da gösteriyor bu yüzden de bir türlü kargoya veremiyordu, olmayan bir şey nasıl kargolansın ki? Bol bol siparişi alırken herhangi bir sakınca görmeyen site, ürün bitince elimizde kalmadı da diyemiyordu. Gidip bir teknoloji marketten almak için de artık çok ‘geçti’. Ben ve arkadaşlarım milletin level atlayıp oyunu bitirmelerini izleyerek, oyunun bir dahaki partisinin elimize geçmesi için tam iki hafta beklemek durumunda idik. Blizzard’ın ise kendi bayilerini korumak için bildiğin kutulu mutulu, cicili bicili Diablo 3 paketi 40€ satılırken, sitesinde 60€ gibi bir bedelden soft copy’sini satıyordu. İki hafta daha beklemektense 20€ fazla vererek ürünü aldım. Arkadaşlardan ise KOCAMAN bir özür dilemek zorunda kaldım.

Hemen aklıma gelen buna benzer diğer bir bütünleşik pazarlama fiyaskosunu ele alalım. Bol bol e-mail marketing vb. diğer dijital ve geleneksel pazarlama yöntemleri ile anneler günü / sevgililer günü gibi herkesçe özel olan günler için pompalanan ‘çiçek gönderme’ isteği ile ilgili her sene lojistik imkanlar elvermese de sipariş kabul edilmekte. Ben de bu furyaya geçen sene uymak istedim, anneler gününde sevgili anneciğime ciceksepeti.com’dan erken saatlerde verdiğim sipariş yerine ulaşmamakla birlikte, müşteri hizmetleri de kilit duruma geçti. Çiçek gitmemiş para kartımdan kesilmiş, üstüne üstlük kendimi salak gibi hissetmiştim. Kriz yönetimi konusunda zayıf kalsalar da sonradan gönül almak için hem parayı iade edip, hem de aynı tutarda çiçeği hediye ettiler. Ama annemin o gün o çiçeği alınca yaşayacağı sevinci ise asla telafi edemediler. Böylelikle bir şey daha öğrenilmiş oldu, herkesçe malum özel günlerde dijital sitelerden çiçek siparişi verilmemeli idi. Zaman zaman bunu bireysel olarak öğrenen arkadaşlara rastlıyorum da, ‘aaa keşke bana sorsaydınız’ diyorum. Geçen sevgililer gününde bir çok arkadaş yine aynı ‘sinir’ harbi durumunu yaşadılar. Bu işin uzun vadede çözülemeyeceğini böylelikle öğrenmiş olduk.

E-Ticaret sitelerine öneriler:

  1. Kriz durumunda net izahat vererek müşteriyi ‘tamamen’ kaybetmemeyi sağlayın. (teknosa.com beni tamamen kaybetti çünkü ‘depoda’ ibaresi ile beni salak yerine koydu.)
  2. Lojistik veya herhangi bir operasyonel süreç ile ilgili kısıtlarınızı iyi analiz edin, pazarlama yolu ile çektiğiniz dikkat sonradan ‘küfür eden müşterilere’ dönüşmesin. Operasyonel kısıtlarınıza ulaşıldığı anda artık sipariş alamayacağınızı ve üzgün olduğunuzu belirtmek, siparişi alıp sözünüzü tutmamaktan daha iyidir.
  3. Kriz durumları için de hareket planı oluşturun ve kriz yönetimini iyi öğrenin. Kriz durumunda en kötü şey hiçbir cevap verememektir.

 

Pazarlama, müşteri odaklı olmadığı müddetçe sinirli müşterilerden başka bir şey geriye bırakmamış olabilir. Bu yüzden tüm süreçlerinizi adam akıllı gözden geçirmedikçe müşteri kaybı kaçınılmazdır. Çok iyi pazarlama ve CRM departmanlarına sahip olmak, çok iyi müşteri ilişkileri yönetimi yapmak manasına gelmez. Tüm diğer departmanlarınızı ve çalışanlarınızı, müşteri ilişkileri yönetimi konusunda bilgilendirin ve süreçlerinizi de müşteri memnuniyetine göre alacağınız feedback’ler ile her daim geliştirin, yenilikler yapın.

Unutmadan God of War: Ascention’ı dört gözle bekliyoruz ama herhangi bir siteden ‘ön’ sipariş vermedik…

Riyal Destanı

Geçtiğimiz 12 ayda, özellikle Ocak 2012’den sonra İran para biriminin düzensiz hareketi İslami Cumhuriyet’in sıkıntıları arasındaki yerini aldı. Göreceli olarak on senelik serbest ve resmi pazardaki düzenli hareketinden sonra Aralık 2011 dolaylarında riyal kısa sürede değerinin yarısını kaybetti. Sadece dış ticarette değil, yerelde de, faizde de, sermaye hareketlerinde de kur Ahmedinejat Hükümetinin en büyük günlük baş ağrısı haline geldi.

Bunun altında yatan sebepler ile ilgili çok sayıda görüş olsa da, bu yazı bu ‘nedenleri‘ aramak üzerine yazıldı.

Dramın Ortaya Çıkışı

Riyal’in düşüşünün tarihte uzun bir hikayesi vardır. 1979 Devrimi öncesinde İran’ın iç değişim oranı 70,6 IRR = 1$ idi. Devrimin süregelen ekonomik felaketleri, bürokrasinin yok olması, bankaların, endüstrilerin, ticari işletmelerin devletleştirilmesi vb. etkenler riyal üzerine baskı kurdu. 1980’lerde Mir Hüseyin Musavi’nin sol merkezli yanlış politikaları ile ortaya 12 tane kur ortaya çıktı. Savaş sonrası başkanı Haşemi Rafsancani çalışmaları ile bu rakam yavaş yavaş azalarak dörde kadar indirildi.

1978 – 2002 yılları arasında riyal her sene değer kaybetmeyi sürdürdü. 1978’deki IR70 = 1 $’dan 2001’de IR 1750 ve serbest Pazar 2002’de IR 7950 = 1$’a kadar ilerledi.

Bu arada serbest piyasa ile resmi kur arasındaki fark en mütevazi hali ile IR1300 iken, Eylül 2010’da bu farkı kapamak adına girişimler başarısız oldu. 7 Haziran 2011’de Riyal kırılarak serbest pazarda IR11800= 1$ oldu. İran Merkez Bankası harekete geçerek resmi kuru 10590’dan 11740’a çekerek %10,5 develüasyona gitti. Bu günlerde bu hareket ile birlikte yeni bir stabil noktaya gelindi. Bunun sonucu olarak Merkez Bankası, çeşitli servislerde kullanmak için üçüncü bir kur penceresi ortaya koydu.

Kasım 2011’in erken zamanlarında, politik iklim giderek daha belirginsizleşirken, resmi kur 10850’de sabit iken, 12800 ve 13300’lere geldi. 30 Kasım’da resmi kur 10900 iken, serbest kur 13300’e fırladı. Aralık 2011’in üçüncü haftasında serbest Pazar 14300’e fırladı ve 30 Aralık’ta 15480’e ulaştı. 2 Ocak’ta 18000’e, 24 Ocak’ta 22100’e dayandı. Paniklemiş Merkez Bankasının bir seri hareketi daha çok volatilite getirdi. Merkez Bankasının duruma hakim olamayışı sebebi ile hükümet zorlayıcı bir politika benimsedi. Yabancı paraların sokak satıcıları aracılığı ile satışına yasak getirildi, yalnızca lisanslı satıcılar belirlenmiş kurdan satış yapabileceklerdi, saatlik kur yayınlayan siteler kapatıldı, dini lider ise kur manipülatörlerini ölüm cezası ile tehdit etti.

18 Ocak 2012’de kurun yükselmesini engelleyemeyen Merkez Bankası resmi kuru %8,5 düşürerek 12260 yaptı ve çevirim için sınırsız dolar sözü verdi. Para ve Kredi Komitesi 25 Ocak 2012’de uzun soluklu politikalarını bırakarak sabit depozito oranını bırakarak, hükümete ve özel bankalara da kendi rekabetçi kurlarını belirlemelerine izin verdi. Resmi kur değişmezken, serbest pazarda riyal düşüşüne devam etti ve Merkez Bankası tüm günlük dolar taleplerini karşılayamadı. Bu durumla baş edemeyen Merkez Bankası en sonunda 14 Mart 2012’de çift pazarı kaldırdı ve özel para çeviricilerinin ‘temel olmayan’ dolar taleplerini karşılamalarına izin verdi. Mart 2012’de serbest kur 1$=19000IR’a düştü. Ocak’taki tepenin beş ay ardından dolar 17000-19000 arasında idi.

Önde Gelen Sebepler

Riyalin türbülansı ile ilgili bir çok açıklama mevcut, bunlar birbirinden uzak ve hatta karşıt. Mevcut bir çok bilimsel veri kanıt vs. şeyin olmasına karşın Başkan Ahmedinejat kurun bu gidişatını kur ticareti ile uğraşanların komplo teorilerine bağlıyor. Merkez Bankası Başkanı ise “sürü psikolojisinin” yansıması olarak yorumluyor ve spekülatörlerin dolara yarattıkları sahte talebin bu duruma yol açtığını düşünüyor.

Ancak reel faktörleri göz önünde bulundurduğumuzda riyal’in düşüşünün ardında; 1. İran’ın ulusal parasının değerli olması gerektiği yönündeki yanlış inanç 2. Ahmedinejat hükümetinin yürüttüğü yanlış ekonomik politikalar 3. Israrlı Ulusal nükleer güç politası sonucu, Batının öfkesinin çekilmesi ve bunun sonuncundaki yaptırımlar 4. Dış baskılar sebebi ile halkın hükümetin gücüne olan güvenini yitirmesi.

Güçlü Para Birimi Miti

İran’da ulusal paranın güçlü olması, para politikası ve market fenomonu olmak yerine her zaman bir politik unsur oldu. Güçlü bir riyal, sokakta dolaşan adamın gözünde ve politikacıların gözünde de her zaman ekonomik gücün ve prestijin açık bir göstergesi oldu. Ayrıca bu mit buna inananların ekonomik okur yazarlığı ile de yakından ilgili, geçtiğimiz on yıllarda en büyük ekonomik hatalardan biri olmasına rağmen, hala bir çok destekçisi var.

Bu mitin her yere yayılmış olması sebebi ile 2002’deki yeniden değerlemesinin ardından gerçek yerine getirmekle ilgili bir çaba yok.

Gerçeklerin Saptırılması

Ulusal paranın değeri üzerine nostaljik hissiyat üzerine Ahmedinejat popülist ve refah ekonomisi üzerine olan politikasına 2005’te başladı ve herkese petrol gelirlerinden paylaştırmayı söz verdi. Ekonomik ajandası: yoksulluğu ortadan kaldırmak, yüksek riyal kuru ile ithalatın maliyetini azaltmak, işletmelere sermaye maliyetini azaltmak için düşük faiz oranları, banka kredileri, tahvilleri öneriyordu.

Genişleme konusundaki aşırılık şöyle başladı: (i) kapsamlı ve iyi yönetilmemiş istihdamı arttırmaya yönelik  ‘çabuk geri dönüşü olan projeler’ (ii) Ev sahipliğini artırmak için ülke genelinde geniş kapsamlı Maskan-e-Mehr projesi (iii) Ulusal turlarda Başkanın selamladığı halkı tatmin etmek için yarı pişirilmiş yerel projeler, (iv) Yüksek enerji ve yiyecek bedellerini kompanse etmek için neredeyse tüm popülasyonu kapsayan ve aylık nakit olarak ödenen “destek reform programı”. Bunun sonucu olarak ulusal bütçe 2005’te 1590 trilyon IR’dan, 2011’de 5100 trilyon IR’a çıktı, yedi senede üç katından fazla. Senelik bütçe açıkları gayrisafi milli gelirin %4’ünden fazla gerçekleşerek, toplam likidite 2005’te 921 trilyon IR’dan 3720 trilyon IR’a çıktı, neredeyse dört katı.

2005-2011 arasında müzmin bütçe açıkları ve likidite genişlemesi yaşam endeksinin ortalamasını yılda %17 artırdı. Aynı periyot içerisinde İran’ın ana ticaret partnerlerinde fiyat artışları yılda %2-4 arasında idi. Basit bir hesaplama ile, İran’ın yedi yıllık periyottaki toplam enflasyonu ile ticaret partnerleri karşılaştırıldığında İran riyalindeki %90 develüasyon garanti edilmişti. Aslında kur Aralık’taki çöküşünden önce 2005’te 1$=9025IR’dan, 1$=10445’e gelmişti. Böylece Hükümet sadece gerçekleri görmezden gelmekle kalmadı, aynı zamanda dördüncü ve beşinci ekonomik gelişme planlarını da ihlal etti, ki bunlar İran riyalinin yerel ve dış enflasyon oranları ile yıllık olarak düzeltilmelerini içeriyordu. Merak konusu olarak Aralık 2010’da, bu destek reform planı duyurulurken, Başkan Ahmedinejat İran Merkez Bankası Başkanına daha bol dış kur rezervi için daha reel kur oranı ile gelmesi gerektiğini söylemişti, bu da 1$=5000 IR demekti!

Aynı acayip yaklaşım, Hükümetin banka faiz oranları ile ilgili olarak geldi. Ahmedinejat Hükümeti yönetiminin ilk altı senesinde, yetkilendirilmiş kısa dönemli faiz oranları genelde senelik enflasyon oranını takip ederdi, böylelikle parayı yatıranın net değerini eritiyordu. ticari bankaların kısa vadede ödeyebileceği (beş seneden az) En yüksek faiz oranı (ki buna İslami stilde ‘kar payı’ deniliyor) 2005-2011 arasında ortalama yıllık %13 civarında idi, fakat yıllık enflasyon %17-22 dolaylarında idi. Yüksek enflasyonlu yıl 2008’de negatif açıklık %10 dolaylarına geldi. Sonuç olarak bütün bu periyot içerisinde banka hesaplarında bir azalma oldu. Bu tehlike işaretlerine rağmen, beşinci kalkınma planına da aykırı olarak, Başkan tarafından yönetilen Para ve Kredi Konseyi her sene değerleme yapmayı ve faizi enflasyona uydurmayı reddetti. En son olarak halktan gelen baskılara dayanamayarak Başkan 25 Ocak 2012’de gerekli değişmeyi yaptı.

Başkan Ahmedinejad’ın üçüncü kumarı da toplam enflasyona yanlış silah ile yaklaşmak oldu. Tüketici fiyatlarını konveksiyonel manada kontrol etmek yerine; ki bunlar mesela, bütçeyi düzenlemek, faiz oranlarını artırmak, banka borçlanmalarını azaltmak vb. kolay yolu seçti. İran’ın 106 yıllık petrol endüstrisinin en iyi altı ihracat yılının kapaklarını açtı. İran’ın Ahmedinejad Hükümeti’nin ilk altı yılındaki toplam gelirleri 560 milyar $’a ulaştı. Yerel enflasyon ile ucuz petrol ithalatı vasıtasıyla savaşmak şeklindeki habis politika riyali değerinin çok üstünde tuttu.

Katalizör Olarak Yaptırımlar

İslami Cumhuriyet’in nükleer geliştirme programı kur oranı dramasının üçüncü ayağı oldu. Batının İran’ın uranyum zenginleştirme aktiviteleri üzerindeki geniş çaplı kuşkusu, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konsey’inin ardışık dört yaptırımına konu oldu. Bu hareket de Amerika, Avrupa Birliği ve diğerleri tarafından da takip edildi. Böylece orijinal hedefe kitlenmiş ve akıllı cezalandırmalar şu andaki felç eden yaptırımlara dönüştü. Tahran hükümeti ile ilişkilendirilmiş olarak şu anda, seyahatler, ticaret, bankacılık, finans, taşıma, sigorta, yatırım, ve nükleer teknoloji transferi ile ilgili olarak yüzlerce kişi, iş, ve ajenta yasaklı durumda. Bunların temel amacı, İran’ı nükleer programından vazgeçmeye ikna etmek, fakat yaptırımları uygulayanlar buna askeri objeleri ve muhtemel nükleer silahları da dahil ediyorlar.

Şu anki yaptırımlar direk olarak kur oranını etkilemese de, kur üzerindeki endirekt etkileri kayda değer. Riyal’in dengeye gelmesi için  gerekli değişiklik uzun süredir beklenmiş olsa da, herhangi bir katalizör olmadan bu düşüş yaşanamazdı. Para birimi petrol ihracatı kazançları ile dengeden uzak kalmaya devam edebilirdi. Bu dalgalanmayı tetikleyen Aralık 2011’deki Amerikan ve Avrupa yaptırımları ve özellikle de petrol ambargosu oldu. Kur pazarı gözle görülür şekilde çöktü. Ve 31 Aralık’ta Amerika Başkanı Barack Obama İran’ın merkez bankası ile ilgili yeni bir yasa imzalaması ile birlikte aşağı yönlü haraket başladı.

 Pazar Güveninin Kaybolması

Riyal’in değer kaybetmesinin başka bir sebebi de, İran Merkez Bankasının krizle başa çıkma gücüne olan inancın halk tarafından yitirilmesi oldu. Banka yetkililerinin süregelen boş vaatleri, açıklanan politikaların yetersiz açıklamaları, krizle başa çıkmak için yetersiz aksiyon alınması, spekülatif olarak artan talebi karşılayabilecek yeterli dolar rezervi bulunmaması, temelde en önemli  sebepler arasında sayılabilir. Aralık 2011 sonunda İran Riyalinin bir günde %10 değer yitirmesinden sonra, Merkez Bankası Başkanı, kuru eski haline getireceği ile ilgili sağlam bir söz verdi. Hala bir şey olmadı. 5 Ocak 2011’de ise Merkez Bankası, özel döviz tüccarlarına 14000IR’dan fazla işlem yapmamalarını emretti. Bu emir ise tamamen göz ardı edildi. Sokak tacirlerinin kuru ise 16250’ye fırladı. Banka Başkanı, kuru stabilize etmek için sağlam planları olduğunu açıkladı fakat kimsenin umurunda olmadı. 25 Ocak 2012’de Başkan, dört tane kurun (referans, resmi, seyahat ve açık kur) olacağını dolar talebini karşılamak için sınırsız doların bulunduğunu söyledi. Sadece boş bir hamle olarak kaldı. Bunun üstüne de hata üstüne hata oldu.

İdeal Kur Oranı

İran’ın şu anki en önemli ekonomik sorunu, dolar karşısında düzgün bir değişim değeri olan riyal. Özel analistler, sürekli enflasyon ve durgun kur oranları düzeltmelerini ışığında, şu anki 1$=19000 IR kurundan devalüasyonu tartışıyorlar. Hükümet yetkilileri, devalüasyonun ithalat giderleri ve enflasyon üzerindeki etkilerini biliyorlar ve analistlerin tam karşı görüşteler, serbest kurun resmi kura yaklaşmasını diliyorlar. Tacirler de kendi aralarında bölünmüş durumdalar. İhracatçılar ve ulusal üreticiler daha düşük bir riyali daha rekabetçi olabilmek adına arzuluyorlar. Diğer taraftan ithalatçılar, ülkenin çıkarlarını korumak ve üretimin maliyetlerini düşürmek için yüksek riyali destekliyorlar.Anti-devalüasyoncu grup aynı zamanda İran’ın yiyecek tüketiminin %30 unun ithalata bağımlı olduğunu ve kurdaki herhangi yukarı yönde düzeltmenin tüketicilerin yaşamak için ihtiyaç duyduğu zaten pahalı olan tüketimi daha da pahalılaştıracaktır. İran’ın ihracatı ve ithalatı için de düşük fiyat elastikiyetini, devalüasyona belirgin bir engel olarak görüyorlar.

Doğru Kur Oranını Aramak

Pers yeni yılından beş ay geçmiş olmasına rağmen, hala Merkez Bankası tarafından açıklanan bir kur oranı politikası mevcut değil ve dolar kuru aşağı ve yukarı yönü belli olmadan salınım içerisinde. 27 Temmuz 2012’de İran’ın İhracat Promosyon Ofisi, Merkez Bankası ve diğer Hükümet ajansları arasında ortak karar anlaşması açıkladı. Bu anlaşmaya istinaden, bütün ithalat toplam 10 ana kategoriye bölündü, ilk beşi (Temel ürünler, endüstriyel ürünler) resmi kurdan dolar alabilecekler, diğer beş ise (lüks tüketim) petrol ihracatlarından kazanılmayan doları alabilecek ve diğer serbest kurdan dolar alacaklar. İkinci Pazar kapandı ve çevrimler resmi kurdan sadece dini lokasyonlara yapılacak ziyaretler için kullanılabiliyor.

Ekonominin kötüye gitmesinde (işsizlik oranının artması, ürünlerin pahalılaşması vb.) yaptırımların rolü, günden güne su yüzüne çıkmakta. Bunca zaman yaptırımlara aldırış etmeden bunları kendine yeterlilik olarak bir fırsat olarak görme politikası, bir çok ikna edici sesin artık açıktan kaygılarını dile getirmesine sebep oldu. Süper Lider Ali Humeyni’nin kendisi de muhalif kaldı ve İran’ın şu anki durumunu eski durumundan 100 kat güçlü olarak nitelendiriyor ve batılılar ülkeyi otuz yıllık periyot boyunca yaptırımlara karşı ‘aşıladılar’. Fakat sayıları giderek artan bir grup yüksek sivil ve askeri yetkili bu durumdan hoşnutsuzluklarını belli ediyorlar.

Çözümsüz İkilem

Merkez Bankasının son de faktosu, çok-sıralı resmi kur rejimi, pandoranın kutusunu yeniden açtı. Şu anda endüstriyel üreticilerin resmi kura ulaşmakta sıkıntı çektiklerini belirten gazete raporları mevcut. Ucuz dolar kuru elde edebilmek için banka yetkililerine rüşvet de gündemde. Şu andaki resmi ve serbest kur arasındaki IR7000 fark eğer sürerse, içtekilerin kullanacağı güzel bir gelir kapısı oluşturması olası.

Ancak eski tek kur sistemine dönülmesi ile ilgili bir çok yükselen sesin varlığına rağmen, sorun çözümsüzlüğünü sürdürüyor. Merkez Bankası’nın tekrar tek kur sistemine erken olarak dönüş yapması, yaptırımların etkisini -özellikle banka sistemi ve petrol ambargosunda- azaltmadan mümkün gözükmüyor. Diğer taraftan, serbest Pazar kuruna karşı mantıksal bir birleşme de bu yüksek enflasyon devam ederken imkansıza yakın.

Önümüzdeki birkaç ay ve sonrası için kesin olan İslami Cumhuriyet, İran-Irak savaşından sonraki en büyük ekonomik savaşını verecek. Riyal’in geleceği ise, birçok başka faktöre bağlı, bu faktörler ise Tahran’ın 5+1 ülkeleri ile nükleer meselenin çözülmesi ile ilişkili.

Dunbar Sayısı

Teknolojinin hızla arttığı bunun sonucu olarak da ‘erişimimizin’ hızla arttığı bir dünyada yaşıyoruz. Şimdiki gençlere ‘cep telefonu’ olmadığı zamanları anlattığım zaman gülmekten kendilerini alamıyorlar. Şöyle bir dünya düşünemiyorlar: Ev telefonundan arkadaş aranır, klasik buluşma noktası olarak ‘Kadıköy Boğa’ belirlenir. ‘Şimdi çıkıyorum’ denmesinin üzerine trafik ve bilumum diğer değişkenler kafada bir hesaplanmasının ardından bir saat kestirilerek ona göre toplu taşımaya binilir. Buluşma noktasına gelindikten sonra ise etrafa bakıp, beklenen şahıs gözle aranır/taranır. Orada olmadığının anlaşılması üzerine beklenir, beklenir… Yarım saati geçtiğinde ise bir telefon kulübesi bulunarak beklenen şahsın ev telefonu aranır, çıkan anne ise…”yavrum XXX çıktı çoktan…” dinletisinden sonra tekrar bekleme noktasına gelinir. İşte bu diyaloğu şuan 30’lu yaşlarında olanlar yaşamışlardır.

İletişim sosyal medyanın hayatımıza girmesi ile değişik bir boyuta taşındı. Bu ilkokul arkadaşım, aaa liseden Ahmet, komşu Ayşe teyzenin oğlu Hasan’ı da ekledim derken listeler kabardı, en az tanıdığı olan birinin bir şekil bir yerden bağlantısı olup da eklediği yüzlerce ‘arkadaşı’ oldu. Peki acaba hiç merak ettiniz mi, bu arkadaşlardan kaçı gerçekten arkadaş?

İnsan ne kadar teknoloji ile iç içe olsa da, iletişim kanalları da teknoloji ile giderek daha geniş çaplara evrilsede, evrilmeyen bir şey var: ‘insanın kendisi’. Yaradılıştan beri insan aynı insan, duygular aynı, fizyoloji aynı. İşte bu gerçekten yola çıkan İngiliz antropolog ‘Robin Dunbar’ 1992’de bir teori geliştiriyor. Teoriyi test etmek için ise maymunların kendi aralarındaki ‘sosyal’ ilişkileri uzun süreler boyunca inceliyor. Dunbar insan neokorteksinin de ancak ‘belirli’ sayıda insan ile ‘anlamlı’ ilişkiler geliştirebileceğini buluyor. Bu sayının ise az gelişmiş bölgelerde de metropolitanlarda da ‘150’ kişi olduğu ortaya çıkıyor.

Sosyal medyanın gelişmesi ile birlikte bu araştırma sosyal medya araçlarına da uygulanıyor. Goncalves, Perra ve Vespignani ise Dunbar Sayısı üzerine 2011′de yayımladıkları Twitter’ı baz alarak yaptıkları araştırmada, dört sene boyunca insanların Twitter etkileşimleri üzerinde çalışıyorlar. Sonuç ise yine çarpıcı oluyor: 100.000 takipçisi olan da 1.000.000 takipçisi olan da, yalnızca ‘150’ kişi ile anlamlı etkileşim içinde olduğu tespit ediliyor.

İnsanlık köklerine inmeye çalışanlar, klasikleri okuyup özümseyenler günümüzün ‘davalarının’ geçmişten beri hiç ‘değişmeden’ sadece ufak ayrıntılarda farklılıklarla geldiğini gözlemleme şansını yakalamış olmalılar. Bir kabilede yaşayan insan da, metropolde yaşayan insan da aynı ‘fizyolojik’ özelliklere sahip, bunu yadsıyamayız.  ‘Elimizde kalan ne?’ diye soracak olursak, enformasyon patlamasında ‘değerli’ bilgi kaygısı yanıtını verebiliriz. Bilgi belki çok ama bunlar arasında ‘anlamlı’ bilgi damıtılması gereken bir cevher. Bu cevhere de ancak, çok okuyan ama sorgulayan ‘zeki’ kişiler sahip olabilir.

İşte bu noktada sorgulanması gereken, ‘arkadaş’ ne derece arkadaş ya da değil? Pazarlamadaki ‘Key Account Management’ kavramını arkadaşlarımıza da uygulamanın vakti gelmiştir. Yüzlerce kişi arasından sizin için ‘değerli’ olanları unutmamak önemli, on tane on kuruş da bir lira eder, iki tane elli kuruş da…